Paris Premiere Vision Kumaş Fuarı’ndan sıcak haberler

Esra Kavurmacı /Bugün Gazetesi

Esra Kavurmacı / Bugün Gazetesi

İstanbul soğuk ve fırtınayla uğraşadursun, güneşli bir Paris sabahından merhaba… Normalde tam tersi olurdu, buradan bu mevsimde Paris’e fuar için gittiğimizde buz gibi bir hava karşılardı bizi. Öyle olmadı. Uçaktan inerken daha güneş içimizi ısıttı. Aklımda hâlâ Charlie Hebdo varken pek de hevesle gitmediğim için güneşli günde Paris bana ayrıca güzel geldi…

Champse Elysee’de yürümek, Seine Nehri kıyısında gezinti yapmak, Saint Germain’de kaybolmak, Le Marais’ı keşfetmek, Café de Flore’da kahve içmek ve hatta bütün bunları güneşli bir günde yapabilmek, e biraz da nasip işi diye düşündüm. Saatlerce de yürüdüm.

Kısaca kutsala saygı yani…

İşimiz gereği Lafayette de mutlaka gezilmesi gerek dedim ve markalar yeni sezonda ne yapmışlar görmek istedim… Lafayette’in bir vitrini ayrıca şaşırttı beni. Görselde hep farklı stillerde bağlanmış örtülü başlar vardı. Para harcayan bir kesim var tabii Müslüman olan, doğru bir politikayla onlara sıcak bir mesaj verilmek istenmiş olsa gerek diye algıladım. Kutsala saygı yani kısaca…

Yeni sezon rengarenk geliyor. Geçen hafta turuncu demiştik. Yer gök özellikle turuncuydu! Kızılderili modası yine gündemde. Dolayısıyla toprak tonları, turkuaz mavisi, turuncu, sarı, yeşil hepsi var hem giysilerde hem aksesuarlarda. Takılar şahane. Ama en baskın renk yeni sezon için kesinlikle turuncu. Yavaş yavaş alışmak gerek.

Bununla birlikte bedensiz, keten gibi doğal kumaşların kullanıldığı, sofistike giysiler şahane ve çok moda.

Ebegümeci ve leylak

Fuara gelince…

Fuar tabii aslında bütün bunları gözlemlemek için en doğru yer. Biz bir sonraki yaz kumaşlarına ve renklerine karar vermek için gittik fuara ve önümüzdeki yaz, yine sıcak renklerin yazı olacak gördük. Özellikle nar portakalı rengi, eflatun ve tonları en çok aklımda kalanlar…

Mavue rengi diyor Fransızlar. Renk adı, ebegümeci olan mor çiçekli bir bitkiden geliyor. Yani biraz leylak, biraz pembemsi mor gibi..

Ve Uzakdoğulular… Bu fuarda çok da görmeye alışkın olmadığım kadar Uzakdoğulu vardı standı olan. Ama en çok neye şaşırdığıma gelince; Uzakdoğulular’ın abiye yani fantezi kumaşları da satıyor olmaları. Bu pek onların konusu değildi eskiden… Bu alanda da artık kuvvetlice varlar gördüm.

Fuarlar çok dinamik ve renkli. Modayla uğraşan yüzlerce insanın ne giydiğini görmek ise en eğlencelisi…

İnsanların kreatif yönlerini bir nevi keşif gibi… Tazelendik geldik, şimdi sıra yeni koleksiyonlarda diyoruz ve işe elbetteki renklerden başlıyoruz.

Bu hafta renginiz leylak, çiçeğiniz de ebegümeci olsun…

İYİ Kİ KİTAPLAR VAR..
.

Son iki haftadır evimde çok az uyudum, seyahat zamanı.. Seyahat etmenin en güzel tarafı da daha fazla kitap okuma imkanı bulmam.

Son günlerde iki kitap okudum. Biri Ayşe Şasa’nın ‘BİR RUH MACERASI’ , diğeri Kemal Sayar’ın ‘HER ŞEYİN BİR ANLAMI VAR’ isimli kitabı.

Bir Ruh Macerası’nda Ayşe Şasa’nın kendi hayat yolculuğu var. Çok iyi okullarda okumuş, iyi eğitim almış, ancak anne baba yakınlığından mahrum bırakılmış küçük kırılgan bir kız çocuğunun ruhunun yaralarını, sonrasında kendini arama ve bulma çabasını hislenerek okudum.

Evlat yetiştirirken, ona rehberlik ederken ebeveyin-çocuk ilişkisinin onu hayatı boyunca etkileyeceğini, his dünyasını inşa ederken bütün bunların ona harç olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Yeni ve modern dünyaya yakın olma çabasıyla, geleneklerden, kültürden ve inançtan kopmanın insanın ruhunu nasıl yalnızlaştırdığını, nasıl yozlaştırdığını anladım, yine ağladım….

Bir Ruh Macerası’ndan, Her Şeyin Bir Anlamı Var’a geçince ruhum dinlendi. Kemal Bey kitapta bu yalnız bırakılan çocuklar için şöyle yazıyor kitapta:

“Esenlik kıyılarını özlüyorlar”

“Bu yaralı bilinç iradesiyle hayatı değiştirebileceğinden hiç emin değil, ne yaparsa yapsın onu bir iç sızısı karşılayacak. İnsan başı sıkıştığında çocukluğuna iltica edemiyor ve o güneş altında ısınamıyorsa, bundan öte bir gurbet olabilir mi?

Çocukluğumuzda içimize çektiğimiz emniyet hissi, hayatımızın ileriki evrelerinde kuvvetli bir aidiyet ve itmi’nan duygusuna tercüman oluyor. Daha çocukken anne-babalarının gurbetinde yaşayan insanlar, bu hissi bütün bir ömür içlerinde taşıyor ve sürekli varacakları esenlik kıyısını özlüyor.”

Reçeteyi de Kemal Bey ilmiyle söylüyor ve diyor ki: “Çocukluğun yaralarını, ancak bugünün merhemiyle iyileştirebilirsin!”

Bizden yardım bekleyen bir dünya var dışarıda. Bir hastaya şifa, bir dertliye derman, bir evsize ev, aç birine aş olmak mümkün… Başka türlü yaralarımızı iyileştirmemiz mümkün değil.

MANDALİNA BAHÇESİ

Bu haftaki filmimize gelince; filmimizin ismi MANDARIINID (Mandalina Bahçesi)

Film; 2013 Estonya yapımı. Filmim yönetmeni ve senaryo yazarı Zaza Urushadze. Gerçek bir hikayeden alıntı olan film, doksanlı yıllardaki Çeçen halkı ile Gürcü halklarının savaşı sırasında bağımsızlık ilan eden Abazya Halkı ile o sırada Gürcistan’da yaşayan ve Estonya’ya gidemeyen aslen Estonyalı; biri mandalina yetiştiren, biri de mandalina kasası yapan iki yaşlı adamın dostluklarını ve savaşın anlamsızlığını farklı bir yorumla anlatıyor.

Savaşın kaçınılmaz sonuçları

Filmin dili bence çok etkileyici. Vermek istediği mesaj günümüzdeki ve tarihteki tüm kavgalara ve tüm savaşlara karşıt bir mesaj. İnsanların ölmesi, geride kalanlar, yıkılan his dünyaları, yok olan toplumlar savaşların kaçınılmaz sonuçları.

Senaristin bütün bunları ifade biçimi oldukça farklı hatta bazen trajikomik. Mutlaka seyredilmesi gereken ödüllü bir film.

Zaza Urushadze’nin toplam üç filmi olduğunu duydum, üç filmi de ödüllü. Sinema seven, sinemayı sanat olarak görenlerin izlemesi ve arşivlerine alması gerek!

http://www.bugun.com.tr/paris-premiere-vision-kumas-fuarindan-sicak-haberler-yazisi-1491606

Share this post:

Related Posts

Leave a Comment